Son günlerde adını sıkça duyduğumuz bir memeli türü olan yarasaların çevrelerini algılaması birkaç memeli ile benzer olsa da diğer türlerden biraz ayrılıyor. Ekolokasyon veya biyosonar adı verilen bu yöntem ile yarasaların dünyası ve hayvanların bilinci var mıdır sorusu üzerine bir analiz yapacağım.

Yarasalar, önayakları kanat olarak uyum sağlamış ve uçabilen Chiroptera takımında sınıflandırılan memelilerdir. Üzerleri zar ve patagium ile kaplı çok uzun ve yayılmış parmaklarıyla kuşlardan daha kolay manevra yapabilerek uçabilirler. Yaşayan en küçük memeli olduğu iddia edilen yabanarısı yarasası 29-32 mm boyunda, 15 cm. kanat açıklığına sahip ve 2-2,6 gr. ağırlındadır. En büyük yarasalar da “uçan tilki” adı verilen Pteropus cinsi yarasalardır ve Acerodon Jubatus türü 1,6 kg ağırlığındadır ve kanat açıklığı 1,7 m.’yi bulur. Kemiricilerden sonra memelilerin ikinci en büyük takımı olan yarasalar 1200’den fazla türü ile dünyadaki memelilerin %20’sini oluştururlar. Yarasalar son zamanlarda bulunan kanıtlar doğrultusunda takım Yinpterochiroptera ve Yangochiroptera olarak ikiye ayrılmış olsa da geleneksel olarak ilk alt takıma ayrılmıştır: Meyve yiyen büyük yarasalar ve ekolokasyon kullanan küçük yarasalar.

Ekolokasyon (Echolocation) Yarasa, yunus ve balina gibi bazı memelilerin kullandığı biyolojik sonardır. Terimin adı, ekolokasyonun yarasalardaki varlığını kanıtlayan Donald Griffin’dir.

Donald Griffin

Donald Griffin, çeşitli üniversitelerde hayvan davranışı, hayvan navigasyonu, akustik oryantasyon ve duyusal biyofizik konularında seminal araştırmalarn Amerikalı bir zooloji profesörüdür. 1938’de Harvard Üniversitesi’nde lisans eğitimi alırken, 1944’te hayvan ekolokasyonu olarak tanımladığı yarasaların seyir yöntemini incelemeye başladı. 1976 yılında yaptığı “A possible window on the minds of animals” isimli çalışmada hayvanların insanlar gibi bilinçli olduğunu savunmuştur.

Hayvan düşüncesinin ciddi araştırma alanı bulamadığını belirten Griffin, 1978’de hayvanların nasıl düşündüğü üzerine araştırmalar yaparak “bilişsel etoloji” (etoloji: hayvan davranışlarını inceleyen bir zooloji alt bilim dalı) alanında öncü olmuştur. Hayvanların sofistike yeteneklerini yiyecek toplama ve çevreleriyle etkileşime girme konusundaki gözlemleri, onu, hayvanların sadece kabul edilen otomaronlar değil, bilinçli varlıklar olduğunu düşünmelerine yol açtı.

Şekil - 1

Soldaki şekilde (Şekil-1) görüleceği üzere (A) Yarasalar ses sinyalleri yayar ve ortamlarını algılamak için geri dönen yankıları analiz eder. (B) Spreyrogram frekansı zaman gösterimi, bir av maddesine yaklaşan bir yarasa tarafından yayılan bir sinyal dizisini gösterir. (C) Yarasalar ekolokasyon ışınlarını uzaya yönlendirebilir ve böylece duyusal akustik bakışlarını kontrol edebilir. (D) Farklı habitatlarda yem yapan veya farklı yemleme stratejileri kullanan yarasalar, farklı eklokasyon sinyallerine dayanacaktır. Ekolokasyon hayvanın çıkarttığı sesi kullanan bir aktif sonar gibi çalışır.

Uzaklık sesin çıktığı anla yankı’nın geri dönüşü arasında geçen zamanla saptanır. Ekolokasyon yapan hayvanların iki kulağı birbirinden hafifçe uzaktadır. Bu yüzden yankı, nesnenin pozisyonuna göre iki kulağa farklı zamanlarda ve farklı şiddetlerde varır. Süre ve şiddet farkı hayvan tarafından nesnenin pozisyonunu belirlemek için kullanılır. Ekolokasyonla hayvan sadece uzaklığı değil biçim ve büyüklüğü de saptayabilir. Küçük yarasalar ile büyük yarasaların bazıları yankı üretmek için ultrasonik ses yayarlar. Bu yankıların ses şiddeti subglottik basınca bağlıdır.  

Darbe frekansının oryantasyonunu kontrol eden yarasaların krikotiroid kasının işlevi önemlidir. Bu kas gırtlağın içindedir ve ses çıkarmaya yardımcı olabilen tek tensor kastır. Giden darbelerle dönen yankıları kıyaslayarak beyin ve işitme sisnir sitemi yarasanın çevresinin detaylı imajlarını üretebilir. Bu şekilde yarasalar karanlıkta avlarını algılayıp, yerini tespit eder ve sınıflandırabilirler. Yarasa çağrıları uçan hayvan seslerinin en yükseklerinden biridir ve şiddeti 60 ila 140 desibel arasında değişir.

Şekil - 2

Küçük yarasalar ultrasyon yaratmak için gırtlaklarını kullanır ve bunu ağızlarından, bazen de burunlarından yayarlar. Burundan yayma nalburunlu yarasalarda (Rhinolophus spp.) daha belirgindir. Küçük yarasa çağrılarının frekansı 14.000 Hz’den 100.000 Hz.’in üzerine kadar çıkabilir ki insan duyma sınırları 20 ila 20.000 Hz. arasındadır. Şekil 2’de görüleceği üzere; yarasa ekolokasyon prensibinde turuncu renk çağrı ve yeşil renk de yankıdır.

No alt text provided for this image

Evreni seslerle algılayan yarasalar insan kaynaklı gürültüyle nasıl başa çıkıyor? sorusu üzerine Global Ecology and Conservation dergisinin Kasım 2014 sayısında yayımlanan araştırmaya göre; yaşam alanlarında gürültü kirliliğine maruz kalan yarasaların bu probleme çözümü ses frekanslarını değiştirmekte bulduğu sonucu elde edildi. ABD’nde New Mexico’nun yakınlarındaki doğalgaz sahalarındaki kompresörler 365 gün durmadan çalışıyor. Araştırmacılar bölgede iki ay boyunca Brezilyalı serbest kuyruklu yarasaları izledi ve seslerini kaydetti. Öncelikle yarasalar bölgede daha az görülmeye başladı. Böceklerin sesini dinleyerek avlanan yarasaların performansı düştü. Dahası, yarasaların etkinlik seviyeleri gürültülü alanlarda yüzde 70 oranında azaldı. Tüm bunların yanı sıra yarasaların ses kayıtlarında frekans seviyelerinin de normale göre değiştiği tespit edildi.

No alt text provided for this image

Yuval Noah Harari Homo Deus” isimli kitabında yarasalardan şu şekilde bahseder; “Yarasalar dünyayı ekolokasyon aracılığıyla algılarlar. İnsan kulağının duyma aralığının ötessinde, yüksek frekanslı çığlıklar atan yarasalar, dönen yansımaları yorumlayarak kendilerine bir dünya resmederler. Resim o kadar detaylıdır ki yarasalar çizdikleri tabloya bakarak ağaçların ya da binaların etrafında hızla uçabilir, gece kelebeklerini ve sivrisinekleri avlayabilir, aynı zamanda baykuş gibi çeşitli yırtıcılardan saklanabilirler.

Yarasalar yansımalar dünyasında yaşar. Tıpkı insan dünyasında her nesnenin belirli bir şekli ve rengi olması gibi, yarasalar için her nesne kendi eko-izine sahiptir. Bir yarasa, bir gece kelebeğinin incecik kanatlarından yansıyan sesleri dinleyerek onun zehirli mi yoksa lezzetli mi olduğunu ayırt edebilir. Bir insana, bir kelebeğin yerisi ekolokasyonla belirlemeyi anlatmaya çalışmak, kör bir gece kelebeğine bir Caravaggio tablosunu görmenin nasıl bir his olduğunu aktarmaya çalışmak kadar anlamsızdır.”

Felsefeci Thomas Nagel 1974’te yayınlanan “What is it like to be a bat” (Yarasa olmak nasıl bir deneyimdir?) isimli ünlü çalışmasında Sapiens zihninin yarasaların dünyasını algılayamacaklarını ifade eder. Nagel’e göre bilinç, zihin-beden problemini inatçı hale getiren şeydir. Son zamanlarda indirgemeci öfori dalgası, çeşitli materyalizm, psikofiziksel tanımlama veya azaltma olasılığını açıklamak için tasarlanmış zihinsel olayların ve zihinsel kavramların çeşitli analizlerini üretmiştir. Ancak ele alınan sorunlar, bu tür azaltma ve diğer türlerde ortak olanlardır ve zihin-beden problemini, su-H2O probleminden, Turing Makinası-IBM probleminden, yıldırım-elektrik deşarj probleminden veya gen-DNA probleminden farklı olup göz ardı edilmek suretiyle benzersiz kılan şeydir. Nagel, bilinçli deneyimin yaygın bir fenomen olduğunu, hayvan yaşımının birçok seviyesinde ortaya çıktığını, ancak daha basit organizmalarda bilincin varlığından emin olamayacağımızı ve genel olarak buna kanıt sunan ifadeler kullanamayacağımızı belirtir. İşlevsel veya kasıtlı durumlar herhangi bir açıklayıcı sistem tarafında analiz edilemez, çünkü bunlar hiçbir şey yaşamamasına rağmen insanlar gibi davranan robotlara veya otomatlara atfedilebilir.

No alt text provided for this image

Thomas Nagel “Her Şey Ne Anlama Geliyor” isimli kitabında “Zihninizin içinde olanlara dayanarak zihninizin dışında bir dünyanın var olmadığını bilemezsiniz” der. Diğer bir sözünde ise “Bir ağacın dalını kestiğinizde, bunun onun canını acıtmayacağını nasıl biliyorsunuz” diye sorar. Bilincin doğa için beklenen bir şey olduğunu düşünen Nagel, doğal seçilim ve bilinç, etik, politik psikoloji üzerine çalışmalar yapmıştır.

Nagel fizikçi değildir, çünkü zihinsel kavramların içsel olarak anlaşılmasının onlara, örneğin kimyada bilimsel bir kimliğin temelini oluşturan bir tür gizli özü olduğunu gösterdiğine inanmaz. Ancak şüpheciliği mevcut fizikle ilgilidir: en son çalışmasında, insanların ne fiziksel (insanların şu anda fiziksel olarak düşündüğü gibi), ne de fonksiyonel, ne de zihinsel olmayan temel bir özün tanımlanmasında bilimsel bir atılıma yakın olabileceğini öngörmektedir. öyle ki, zihnin bize “göründüğü” bu üç yolu da gerektirir. Reddettiği açıklama ile kabul ettiği açıklama arasındaki fark, şeffaflık anlayışına bağlıdır: en eski makalesinden en son çalışmasına kadar, kimlik beyanlarını makul, anlaşılır ve şeffaf hale getirmek için önceki bir bağlamın gerekli olduğu konusunda ısrar etmiştir.

Nagel, Griffin, Wynne, Bekoff, Newkirk gibi araştırmacılar insanların düşünebilen ve bilinci olan tek tür olduğu iddialarının aksi varsayımlarda bulunmuşlardır. Woshoe isimli şempanzenin işaret dilini öğrenmesi bu konuda ortaya konulan savlardan biridir. Her yıl düzenlenen ve bilim camiasının en önemli ve prestijli toplantılarından biri olarak görülen ve 2012 yılında Temmuz ayında düzenlenen Francis Crick Anma Konferansı’nın ana başlığı “İnsan ve İnsan-Dışı Hayvanlarda Bilinç” olarak seçilmişti.

YAZAR : MERT MEHMET ŞENER (Admin)

KAYNAKLAR

https://www.wtamu.edu/~cbaird/sq/2013/04/09/why-are-bats-blind/

https://warwick.ac.uk/fac/cross_fac/iatl/study/ugmodules/humananimalstudies/lectures/32/nagel_bat.pdf

https://jeb.biologists.org/content/216/7/ii

https://www.researchgate.net/publication/331206502_Bats_-_Using_Sound_to_Reveal_Cognition

https://en.wikipedia.org/wiki/Bat

https://en.wikipedia.org/wiki/Thomas_Nagel

https://en.wikipedia.org/wiki/Donald_Griffin

Yarasalar: Gürültüyle Başa Çıkmak

https://en.wikipedia.org/wiki/Echolocation

https://neurotree.org/beta/publications.php?pid=1366

Yuval Noah Harari – Homo Deus: A Brief History of Tomorrow

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir