Bu gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur” sözü insan ve anlam arayışına dair önemli bir tespittir ki bir şey yazmadan düşünmeye iter beni çoğu zaman. Bunun benzer bir ifadesini Lev Nikolayeviç Tolstoy ; “Geçmişte ne olduysa gelecekte de o olur, güneşin altında hiçbirşey yeni değildir.” diyerek ifade etmiştir. Bu söz yaşadığımız ve tecrübe ettiğimiz herşeyi o kadar güzel özetliyor ki…
Andre Gide, buna cevap verircesine demiştir ki; “Söylenebilecek her şey zaten söylendi. Fakat kimse dinlemediğine göre, her şeyin tekrar söylenmesi gerek.”
Yazdığımız, konuştuğumuz her şey, yeni ya da farklı olduğunu düşündüğümüz her şey belki de o kadar da yeni, o kadar da farklı değildir. Diğer yandan Mevlana Celaleddin Rumi der ki; “Her gün bir yerden göçmek ne iyi, her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş, dünle beraber gitti cancağızım; ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” Bu söze atıf yaparak insanlık, tarih, zaman ve döngülerden kendimce iddialı olmadan bahsetmek istiyorum. Bu “döngü” kelimesi “burçlar vb. ile ilgili astrolojik bir terim olarak değil, farklı insanların farklı yaşadıklarını zannettikleri “aynılıklar”, aynı hatalar, tekrarları anlamak ve felsefi açıdan zamanı ve döngüselliği tartışmak üzerine kullanılacaktır.
Döngü kelimesi, Fransızca période “dönem, devre” sözcüğünden alıntıdır. Fransızca sözcük Eski Yunanca períodos περίοδος “bir şeyin etrafını dönme, döngü, dönüm, (mec.) zaman döngüsü, dönem” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca ʰodós ὁδός “yol” sözcüğünden
peri+F önekiyle türetilmiştir.

Elinde böylesine büyük bir tarihsel bilgiler hazinesi bulunan insanoğlu her dönem kendi dönemini doğal olarak merkeze koymuş ve elindeki düğümleri çözmeye çalışmış ancak genellikle çözememiş, bilinmezlik ve gizem içerisinde kaybolup gitmiştir. Geçmişten ders almayan, geçmişini anlamayan geleceğini göremez sözü bana göre “tarih” kavramı ortaya çıktığından beri değerli ve geçerlidir. Yine Mevlana’dan bir alıntı yapalım; “Asla geçmişte yaşama ama her zaman geçmişten ders al”
Peki içinde bulunduğumuz başlangıcı ve sonu olan bu sürecin, yani yaşamın çok net tanımlanmış bir döngü olduğunu ve binyıllardır çoğunlukla sadece şekli ve niteliği değişen aynılıklardan ibaret olduğunu görmek çok zor olmasa gerek. İnsana ve insani benliğin anlamına dair ne varsa; acı, keder, coşku, hüzün, mutluluk, komedi, trajedi, varlık, yokluk, aşk, nefret, hırs, kibir, güç, ölüm ve yaşam. Tüm bunlar binyıllardır aralıksız şekilde aynı coğrafyaların farklı imkanlarında benzer şekillerde tekrar tekrar kendine yer bulmuştur. Bütün bu aynılıklar içinde kuşaklar neden çok farklı bir dönem yaşadıklarını düşünmektedirler ya da neden aynı hataları tekrar tekrar yapmaktadırlar.
Geçmişe ve geleceğe neden bu kadar çok anlam yüklemekteyiz? Geçmiş ve gelecek var mıdır? Teknoloji ve görsellik insanlığı yanıltıyor olabilir mi? Peki insan sınırları olan bir varlık mıdır? Sınırları olan bir varlık ise bu sonsuzluk arayışı nereden kaynaklanmaktadır? İnsan zamanı anlayabilir mi? İnsan yaşamları tekrar eden döngülerden ibaret midir? İnsanoğlu bu kısır döngüden kurtulamıyorsa, ulaşılacak yegane amaç ne olacaktır? Zaman sürekli midir? Başlangıcı ve sonu var mıdır? Aynı olanın sonsuz dönüşü müdür insanlığın kaderi? Yoksa Heidegger‘in dediği gibi zaman “bir şey” olamaz, ‘var olan’ olamaz mı ?

Nietzsche ve Bengi Dönüş
Bengi dönüş (sonsuz dönüş, ebedi dönüş ya da ebedi tekerrür) düşüncesi, zamanın döngüsel bir formda olduğu ve olayların bu döngüsellikte sonsuza dek yinelenmiş olduğu, yinelendiği ve yineleneceği tezini içermektedir.

Friedrich Nietzsche bu düşünceyi etik anlamda oluştaki yaratıcılığın, en yüksek yaşama gücünü elde etmenin, acıyla başa çıkmanın ve Üstinsan’ı meydana getirme aracı ve koşulu olarak geliştirmiştir. Ayrıca bengi dönüş, aktif nihilizmin kendini gösterdiği güçlü sınıfın karşılaşacağı bir sorudur.
Nihilizm : Hiçcilik veya yokuluk; Latince’de hiç anlamında gelen nihil sözcüğünden türetilmiş olan, birçok spesifik alt dala ayrılmakla beraber en popüler tanımıyla; her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüş. Nietzsche “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabında Bengi Dönüş’ten şu şekilde söz eder:

“Yaşadığın ve yaşamakta olduğun bu hayatı, yeniden ve sayısız kere daha yaşamak zorunda kalacaksın; içinde yeni hiçbir şey olmayacak: Yaşamındaki her acı her sevinç her bir düşünce ve her bir soluk, tarif edilemeyecek kadar küçük ya da büyük her şey, arka arkaya ve aynı sırayla, sana dönecek – ağaçların arasından süzülen şu alacakaranlık ve şu örümcek bile, şu an ve ben kendim bile. Varoluşun sonsuz kum saati, içinde toz lekesi olan sen ile yeniden ve yeniden başaşağı çevrilecek“
Poincare Yinelenme Teoremi Matematik’te bu kavramla ilgili olarak Poincare teoremi mevcuttur. Dinamikleri hacmini koruyan ve sınırlı mekansal hacimle sınırlanan bir sistem, yeterli bir süre sonra, baştaki durumuna çok yakın bir biçimde yinelenecektir. Bu bengi dönüşe bir kanıt olarak sayılabilir olsa da, Nietzsche’nin tam olarak önerdiği şey, evrendeki en büyükten en küçüğe kadar bütün olayların aynı sıralamayla hiç şaşmayacak biçimde yineleneceğidir. Bunun gerekçesi ise nedensellik ilkesidir. Egemen görüşe göre nedensellik ilkesi kesin ve çok ağır bir determinizmi getirerek insan için özgürlük sorununu yaratır; ancak Nietzsche, özgürlüğün bir çeşit paradoks olarak mümkün olduğunu söyler. Çünkü insanın bengi dönüş karşısında vereceği yanıt belirsizdir ve aktif-pasif nihilizm ikiliği insan yaşamı boyunca belirsiz kalacaktır.

1904 yılında Fransız Matematikçi Henri Poincare tarafından ortaya atılan bu teoreme göre tıkız, kenarı olmayan, deliği olmayan, üç boyutlu bir çok katlı, yalnızca üç boyutlu bir küre olabilir. Kapalı iki boyutlu yüzeyler üzerindeki her bir çevrim tek bir noktaya büzüşebiliyorsa, bu yüzey küredir. Poincare hipotezinde aynı durumun üç boyutta da geçerli olduğu iddia edilir. Ne işe yarar ? Açık evrenin geleceği, evrenin içindeki mevcut uzay zaman dokusundaki görülemeyen madde olan karanlık maddenin evrenin genişlemesi üzerindeki etkileri gibi konularda pek çok yeni teori ve varsayım geliştirilebilmesine imkan tanımıştır.
Friedrich Nietzsche’nin varlık görüşü de bengi dönüşü merkeze alır. Varlık sonsuz dönüş içindeki oluştur, Ur-Eine (tek birlik). Bütün çeşitlilik ve formlar oluşa dayanır ve oluşla bütündür.
Evrim bilimi ve evrimsel biyoloji insanın bugün geldiği noktaya şu sırayla ulaştığını iddia eder;
Hominid – Homininae – Hominini (insansılar) – Austrapithecus – Homo – Homo rudolfensis ve Homo habilis – Homo gautengensis – Homo ergaster ve Homo erectus – Homo georgicus – Homo antecessor ve Homo cepranensis – Homo heidelbergensis – Homo rhodesiensis ve Gawis kafatası – Neandertal ve Denisova insanı- Homo floresiensin ve Homo sapiens

Milyon yıllar süren dönüşüm ve değişimlerde her zaman daha fazla hayatta kalma, daha güçlü olma ve daha fazla şey sahibi olma isteğiyle yaşayan insanoğlu ilk insandan bu yana belki farklı fiziksel şartlarda ancak aynı kimya ile hareket etmiş ve arayışını sürdürmüştür.
Tüm bunları Tarih Tekerrürden İbarettir sözü ile açıklayabilir miyiz? Tarih düşünülenin aksine ne geçmişin hikayesi ne de olup bitmiş olayların cansız bir tanığıdır. Tarih, canlı bir bilinç varlığıdır. Bu düşünce tarzı ile sorgulayıcı tarih biliminin önü açılmıştır. Felsefe, tarih denilen uğraş alanına dahil edilerek Voltair’in ilk kez kullandığı Tarih Felsefesi tabiri ile tarihin sırf geçmiş zamanların bilgisini araştırmak değil, disipline dahil olan şeylerin nedenleri ve sonuçlarını farklı bakış açılarıyla sorgulama gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Tonybee tarihçiyi anlatırken “bir ayağı bugünde bir ayağı geçmişte; gözlerini geleceğe diken adam” tiplemesi hem tarih hem de tarihçi hakkında kuşkusuz bize tarihin geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki sürekli bağlantılı bir yol olduğunu anlatır.
Tarihsel akışta olaylar insan, zaman ve mekânın izleri ve etkilerini taşıyan zincirlerin halkaları gibidirler. Bir olayın sebebi başka bir olayın sonucu olarak karşımıza çıkar. Zaman içindeki değişimleri, insanın varoluşundaki serüveni, geçmişin kaydı ve yorumu olarak da özetleyeceğimiz tarih, özelde insanın genelde insanlığın bir hatıra defteridir.
- Ömer Seyfettin der ki; “Tarih ezeli bir tekerrürdür. Yeni bir şey yoktur, Her şey eskidir. Eskiden cereyan etmiş bir vak’anın hep esbap ve şerait dahilinde tekerrürüdür.” der.
- Kierkegaard, tekerrür kavramı ile ilgili olarak “Tekerrür nedir, mümkün müdür? Önemi nedir? Bir şey tekrar edildiğinde kendisinden bir özellik kaybeder mi? Yoksa daha değerli bir hale mi gelir? şeklinde sorular sormuştur.
Olayların kendine haslıkları ile var olsalar da sürekli birbirini takip eden tekrarlar oldukları aşikârdır. Doğa’da canlı yaşamları da aynı döngüleri yaşarlar. Biz insanlar tüm diğer canlılar gibi doğar, büyür ve ölürüz. Hayat döngüseldir. Felsefe işin bu kısmıyla hep ilgilenmiştir. Nietzsche, Platon, Aristoteles, İbni Haldun, Descartes bu konu üzerine kafa yorup teoriler üretmişlerdir. Tarihin aynen tekrarlanmasının mümkün olmadığı ama onun yapılarında belli bir tekrarın olduğunu ama bunun olayların aynılığından değil yapılarda var olan döngülerden ileri geldiğini ileri süren Karatani ise döngünün sürekliliğine vurgu yapar. Ona göre zaman ve kişiler gibi temel unsurların haricinde benzer sebeplerin etkisi altında benzer gelişmelerin yaşanması, tekerrür vardır yaklaşımını desteklemektedir.
Bengi dönüş kavramına geri dönecek olursak, zaman anlayışı inşa ve yıkım ikileminin sonsuz sayıda arka arkaya sıralanmasıdır (Grene ve Lattimore, 1959). Platon ise zamanı, sonsuzluğun bir yansıması olarak ele almaktadır. Zaman evrenle birlikte yaratılmıştır ve eğer bir gün sona erecekse evrenle birlikte sona erecektir. Aristoteles’e göre ise şimdiki an, geçmiş ve geleceği hem ayırıp hem de bağladığı için, hem hep değişik hem de hep aynı kabul edilmelidir (Aristoteles, 1996:31).
Augustinus da zaman kavramından şu şekilde bahsetmiştir;
“Hiçbir şey olmamış olsaydı, geçmiş zaman olmazdı; hiçbir şey olmasaydı gelecek zaman olmazdı; hiçbir şey olmasa şimdiki zaman olmazdı. O halde şu iki zaman, -geçmiş ve gelecek- geçmiş artık olmadığına göre gelecek de henüz olmadığına göre ne biçimde vardır? Yine şimdiki zaman eğer hep şimdi olsaydı, geçmişte kaybolmasaydı artık ‘zaman’ diye bir şey olmazdı, bengilik olurdu. Senin bugünün bengiliktir” (Augustus, 1996:47).
“Her şey olup ve ebediyen tekerrür ettiği ve bundan kaçmak mümkün olmadığından”, yaşamın yinelenen tüm yönleriyle olumlanması ve ayrım içerdiği varsayılan yönlerindeki birliğin vurgulanması gerekmektedir” (Nietzsche, 2002; 496).
Dark (Dizi) ve Bengi Dönüş & Zaman
Baran bo Odar ve Jantje Friese tarafından yaratılan Alman yapımı Dark isimli dizinin ana teması Nietzsche’nin “Zaman ve Tarihin İlerlemesi” üzerine teorilerini merkeze alan “The Eternal Recurrence of the Same” yani her şeyin tekrarlardan ibaret olmasıdır. Nietzsche’ye göre her şey dejenere olur, vakti geldiğinde de bunların yerine yenileri konur. Bunu da üst insan yapar. Almanya’nın Winden isimli kasabasında çocuklarının ortadan kaybolması ve bölgede yaşayan bazı ailelerin kopuk ilişkileri, çifte yaşamları ve karanlık geçmişleri gün yüzüne çıkmış ve üç jenerasyonu kapsayan bir gizem gözler önüne serilmiştir. Ana karakterler arasında babasının intiharını atlatmaya çalışan genç Jonas Kahnwald, erkek kardeşi 33 yıl önce ortadan kaybolan polis memuru Ulrich Nielsen ve emniyet amiri Charlotte Doppler yer almaktadır. 2019’da başlayan hikaye, dizideki ana ailelerden belirli kişilerin nüfuz sahibi Tiedemann ailesinin bölgede işlettiği nükleer enerji santralinin altından geçen mağara’da bulunan bir solucan deliğinin varlığından yavaşça haberdar olmasıyla dizinin hikayesi zamanda yolculuk ile kısa sürede 1986 ve 1953’ten de olaylar içermeye başlar. Kapıda yazan “Sic Mundus Creatus Est” – “İşte evren yaratıldı” gibi bir anlama gelmektedir.

Dizinin asıl güzel tarafı zaman yolculuğunu doğrusal olarak değil döngüsel olarak ele almasıdır. Dizide geçmiş, geleceği şekillendirebilir, gelecek de geçmişi şekillendirebilir. Başka bir deyişle geçmişle gelecek arasında kapalı devre bir kısır döngü meydana gelmekte ve bu döngü sayısız defa kendini tekrarlamaktadır. Dizi “insanın özgür iradeye sahip olup olmadığı, tercihlerinde hür olup olmadığı” üzerine sorular sormakta, zaman ve varoluş üzerine izleyiciyi düşündürmektedir. Ayrıca felsefe ve sembolizmle ilgili çok sayıda öge barındırmaktadır.

Dizide sıkça yer alan bir venn diyagramı (solda). Birbirini etkileyen döngüsel 3’lü zaman kümesi. Başı ya da sonu olmayan kısır bir döngü.
Dark dizisinde geçen muhteşem repliklerden bazıları;
- “Hayat bir labirenttir. Bazı insanlar hayatlarını bir çıkış yolu arayarak geçirir. Ancak tek bir yol vardır. Merkeze ulaşana kadar bunu anlayamazsın.”
- “Doğduğumuz anda hayatlarımız bir kum saati gibi akıp gitmeye başlar. Ölüm kaçınılmaz bir şekilde kapımızdadır.”
- “Bildiklerimiz bir damla, bilmediklerimiz ise okyanus…”
- “Asıl sorun nasıl değil, ne zaman?”
- “Dünya sayısız iplikle dokunmuş bir halı gibi. Her ipliğin yeri belli. Tesadüf diye bir şey yoktur.”
Doğanın Ebedi Döngüsü ve Ouroboros
Ouroboros, kendi kuyruğunu ısıran bir yılan ya da ejderha şeklinde resmedilen bir semboldür. Yunanca’daki οὐροϐóρος, Latince’deki uroborus kelimesinden gelir ve bu sözcüklerin sözlük anlamı “kuyruğunu öldüren“dir. Yanar, döner gökkuşağı mitleri ile benzerlik gösteren sembol “doğanın ebedi döngüsü“ ‘nü ifade etmektedir Ouroboros sıklıkla öz düşünümlülüğü (işteşlik), ya da döngüselliği, özellikle de kendini sürekli yeniden yaratan anlamında, biter bitmez yeniden başlayan döngüler olarak algılanan şeyleri (örneğin anka kuşu) simgeler. Başlangıçtan beri şeyin içinde var olan ya da kendini yok edilemez kudreti veya tabiatıyla sürdüren ilkel birlik ve bütünlük ideasını simgeler. Ouroboros mitolojik ve dinsel sembolizmde önemli olmuş, aynı zamanda simya ile ilgili illüstrasyonlarda simyacının yapıtının döngüsel doğasını simgelediği şekilde de kullanılmıştır. Gnostisizm ve hermetisizm ile de ilişkilendirilmiştir.

Ouroboros, yok oluşu, varoluşu, sonsuzluğu ve yeniden doğuşu sembolize eder. Semboldeki yılan kendi kendini yiyerek kendini tüketmeye başlamıştır. Bu tükeniş onun sonu değil başlangıcı olacaktır. Ouroboros’a göre ölürken duyduğumuz acı da bizim yarattıklarımızdan, doğarken duyduğumuz zevk de…
İnsanlık adına varlığın, varoluşun ve zamanın aslında ne olduğunu anlayamadan geçen bin yıllar, bu kısır döngüde bir ileri bir geri yaşamaya devam edecek insanlar… Ya da farkında olmadan…
Bir Var Olacak Bir Yok… Aynı Zaman Gibi…
YAZAN : MERT MEHMET ŞENER
KAYNAKÇA
https://tr.wikipedia.org/wiki/Bengi_d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F
https://www.etimolojiturkce.com/kelime/periyod
Friedrich Nietzsche, 1885, Böyle Buyurdu Zerdüşt (Thus Spoke Zarathustra)
Aristoteles (1996). “Fizik”. Zaman Kavramı.
https://www.inverse.com/entertainment/dark-season-3-bible-biblical-references-explained
Heidegger, Martin (2001). Zaman ve Varlık Üzerine
https://digitalseance.files.wordpress.com/2011/10/time.jpg
Lale Kabadayı, Felsefe’den Sinemaya: “Bengi Dönüş” Kavramının Kosmos Filmi’nde Anlam Yaratımı Açısından Kullanımı https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/926407
H. Hilal Şahin, 2019, Tarih ve Tekerrür https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/788913
https://www.matematiksel.org/henri-poincare-ve-cigir-acan-poincare-varsayimi/
