Pygmalion kelimesinin nereden geldiğine bakacak olursak, Yunan mitolojisinde Kıbrıs’ın efsanevi bir figürü olarak bilinen Pygmalion, bir kral ve heykeltraştı. Pygmalion, Phoenician’ın Yunan versiyonu olmasına rağmen daha çok Ovid’in anlatı şiiri Metamorphoses‘ten bilinmektedir ve orada Pygmalion kendi yaptığı bir heykele aşık olan bir heykeltraştır. (metamorphosis: metamorfoz, bir hayvanın doğumdan veya yumurtadan çıktıktan sonra fiziksel olarak geliştiği, hücre büyümesi ve farklılaşması yoluyla hayvanın vücut yapısında göze çarpan ve nispeten ani bir değişikliği içeren biyolojik bir süreç)

MÖ 43 ile MS 17 yılları arasında yaşayan Romalı şair, Publius Ovidius Naso, kısaca Ovid’in 10. Metamorphoses kitabında, Pygmalion fildişinden bir kadın heykeli yapan Kıbrıslı bir heykeltraştı. Pygmalion, kendi yaptığı Galatea isimli heykeli o kadar gerçekçi ve güzel buldu ki ona aşık oldu. Zamanla, Aphrodite’in festival günü geldi ve Pygmalion Aphrodite’in altarına adaklar aradı, sessizce, yaptığı fildişi heykelin yaşayan bir kopyası gibi bir eş diledi. Eve geri döndüğünde fildişi heykelini öptü. Sonrasında heykelin hayata döndüğünü gördü.
Pygmalion, heykelin gerçeğe dönüşmesini beklemişti ve bu gerçekleşti. Pygmalion Aphrodite‘in kutsamasıyla hayata dönen bu heykel ile evlendi. Şair Ovid’in anlatısında, Paphos adında bir kızları oldu, şehrin ismi de buradan gelmektedir. Bazı kaynaklarda çocuğun ismi Metharme olarak geçer. Bir heykelin canlanması ile ilgili; Daedalus‘un civa ile heykellerine ses vermesi, Talos ve Zeus‘un emri üzerine kilden yapılan Pandora, Tarihçi Polybius tarafından anlatılan “Apega of Nabis” hikayesi gibi benzer hikayeler anlatılmaktadır. Burada pygmalion kelimesi, beklenti’yi temsil etmektedir. “Galatea” adı Pygmalion’un heykeliyle antika görünecek kadar sıkı bir şekilde ilişkilendirilmiş olsa da, Pygmalion ile bağlantılı olarak kullanımı post-klasik bir yazardan kaynaklanmıştır.

Beklenti etkisi, davranışsal psikoloji, edebiyat, eğitim & öğretim, sosyal psikoloji, örgütsel davranış ve yönetim alanlarında önemli bir olgudur. “Kendini gerçekleştiren kehanet” (The Self-Fulfilling Prophecy) ya da “Pygmalion etkisi” olarak da adlandırılan bu olgu; kişinin, bir süre sonra başkalarının ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi olarak açıklanabilir. Yani bir anlamda inançlar, davranışa, davranışlar da performansa dönüşür. Beklenti etkisi bilimde, sanatta ve mitolojide farklı boyutlarıyla incelenmiştir. Sanattan örnek verecek olursak; Bernard Show’un 1916 yılında yazdığı ve sonradan müzikalleşen My Fair Lady adlı oyunu buna örnektir. Yine Matrix serisini teorinin sinemaya yansıması şeklinde örneklendirebiliriz.
Sosyal Psikoloji
Bireylerin düşüncelerinin, iç dünyalarının ve davranışlarının başkalarının gerçek, hayali ve anlaşılan oluşundan nasıl etkilendiğini inceleyen disiplinlerarası bir alandır. Belli başlı konuları; yardım, sosyal uyum, söz dinleme, toplum ve birey etkileşimi, ön yargı, hiddet ve saldırı gibi konulardır. Sosyal psikolojide başlangıçta gerçekliği olmayan bir durum hakkındaki beklentilerin gerçekleşmesine yol açma süreciyle beklenen davranışın sergilenmesi sonucu, olmayan bu halin gerçeğe dönüşmesi olarak değerlendirildiği için “self fulfilling prophecy” yani “kendini gerçekleştiren kehanet” teorisi olarak tanımlanır. Yani kişi kendi kehanetini gerçekleştirir. Olumlu duygular, olumlu sonuçlar, olumsuz duygular ise olumsuz sonuçlar doğurur.

Literatürde konuyla ilgili önemli akademik çalışmalara baktığımız zaman Rosenthal ve Jacobson‘un 1968 yılında yayımlanan “Pygmalion in the classroom” (Sınıfta pygmalion) adlı çalışması ön plana çıkmaktadır. 1965 yılında iki araştırmacı bir ilkokulda deney yaptılar. Çalışma kapsamında öğretmen beklentilerinin öğrencilerin öğrenme performansının üzerine olan etkilerini araştırdılar. Bu deneyde araştırmacılar öğretmenler üzerinde yaratılan çocuklara dair bu algının bazı çocuklarda gelişime sebep olabileceğini öne sürdüler. Araştırmaya katılan öğretmenlere sınıflardan rastgele seçilen bazı öğrencilerin diğerlerine oranla daha zeki oldukları belirtilmiş; bu öğrencilerin bir sonraki eğitim yılında daha başarılı olacakları ifade edilmiştir. Aslında tamamı benzer akademik bilgi ve IQ düzeyine sahip olan öğrenciler iki gruba ayrılıp, öğrenim görmeleri sağlanmıştır. Öğretmenlere zeki olduğu belirtilen öğrencilere öğretmenlerin daha özverili ve ilgili davrandıkları; beklentilerini de yüksek tuttukları gözlemlenmiştir. Öğretmenler ise iki gruba yönelik davranışlarının farkında olmadan sürece devam etmişlerdir. Çalışma sonucunda bu gruptaki öğrencilerin IQ seviyesi ve akademik başarı seviyelerinde anlamlı bir pozitif değişim gözlemlenmiştir. Öğretmenler, öğrencilerin başarılı olmalarını ve entelektüel gelişim göstermelerini beklediklerinde, bu hem öğrenci hem de öğretmen davranışlarına yansır ve beklenti, kehanet gerçeğe dönüşür. Böyle bir beklenti olmadığında, bu olmayan inanç yine beklendiği gibi olumsuz sonuçlanır. Olumsuz inanç, olumsuz davranışa, olumsuz davranış da olumsuz performansa sebep olur. Aynı “cesaret kırılması” gibi de sonuçları olabilmektedir. Çeşitli araştırmalarda pygmalion etkisinin büyüklüğü hesaplanmış ve d= 0.81, d= 1.13 gibi büyük etki büyüklükleri elde edilmiştir.
Çalışmalarında cesaret kırılması kavramını açıklamaya çalışan Alfred Adler, meslektaşı Sigmund Freud ile, kişilik gelişiminin, kişinin kişiliğinin büyük bir kısmının beş yaşından önce yerleşmesiyle yaşamın çok erken dönemlerinde başladığı konusunda hemfikirdi. Doğuştan beş yaşına kadar kendini başkalarıyla kıyaslamakla meşgul olan küçük bir çocuğun nasıl kolayca aşağılık hissedip cesaretinin kırılabileceği anlaşılabilir.
Bekleyiş, başarı ihtiyacı, amaç belirleme ve sosyal öğrenme teorileri Pygmalion etkisinin kaynağı olan kuramlardır. Motivasyon, karar alma ve liderlik gibi konularda kitapları yazan ve beklenti teorisi alanında çalışan motivasyon teorisyeni Victor Vroom’un teorisi, insanın motivasyonunu üç değişkene bağlamaktadır; valens, beklenti ve araçsallık. Valens (isteğin derecesi), performans sonucuna ulaşınca edinileceği düşünülen ödülün değeridir. Valens, eksi bir ile artı bir arasında değer alabilir.
Bekleyiş, ödülün performans hedefine ulaşabilecek kişi tarafından tahmin edilmesi sürecidir. Valens ve bekleyiş yüksek ise kişi motive olur. Araçsallık, hedeflenen performansa ulaşıldığında istenilen ödülün verilmesi ihtimalidir (Vroom, 1964). McClelland’ın başarı ihtiyacı teorisi kişinin üç tip ihtiyacın etkisinde olduğunu savunur; ilişki kurma, güç kazanma ve başarma ihtiyaçları (McClelland, 1967). Locke’nın amaç belirleme teorisine göre, amacın ulaşılabilirlik derecesi önem arz eder. Buna göre kişinin belirleyeceği amaçlar, onun motivasyonunu etkiler. Buna göre ulaşılması zor amaçlar belirleyen kişi, kolay amaç belirleyenlere göre daha çok motive olmaktadır (Locke, 1968). Son olarak Bandura’nın sosyal öğrenme teorisi (1977), insanların sosyal bağlamda başkalarıyla olan etkileşimlerinden öğrendikleri fikrini temel alır.

Sosyolog Prof. Robert Merton, beklenti etkisini, “Bir durumun yanlış tanımlanması, yanlışı doğru hale getiren yeni bir davranışa yol açar” saptamasıyla değerlendirmiştir. Merton, 1948’de konu ile iligili ilk araştırmasını yayımlamış ve bu teoriyi kısaca ‘Zaman içerisinde gerçeğe dönüşen inanışlar’ olarak tanımlamıştır.
Harvard Profesörlerinden Robert Rosenthal ise bu konuda önce farelerle, sonra da yukarıda bahsedildiği gibi bir ilkokuldaki 18 öğretmen ve 650 öğrenciyi kapsayan araştırmalar yapmıştır. Eğitim kurumları dışında pygmalion etkisinin araştırıldığı ilk çalışma sanayi sektörü için Albert Sidney King tarafından 1972 yılında yapılan çalışmadır. Bu ve diğer eğitim bilimlerinde Pygmalion etkisini araştıran diğer çalışmalardan esinlenen Eden ise benzer bir sonucun işletme uygulamalarında da görülebileceğini sorgulamıştır. Örgütler üzerindeki Pygmalion etkisi Livingston tarafından gerçekleştirilen farklı deneysel çalışmalar ile de desteklenmiştir (Livingston, 1988, s.4.)
Beklentiler bireyde algısal uyuma ya da algısal yanlılığa yol açmaktadır. Bireyin algılama sürecinde kendisinden beklenilen ile uyumlu olacak şekilde hareket ettiği gözlemlenmektedir. Ancak buradaki önemli nokta sürecin bireyde bilişsel olarak gerçekleşmesidir. Birey kendisinden beklenilen bir doğrultuda davranış sergiliyor ise bu normlar dahilinde; aksi bir durumda davranış sergiler ise istisnai bir durum olarak değerlendirilmektedir. Söz konusu koşullarda birey bir takım yargı kalıplarına maruz kalmakla birlikte davranış normlar dahilinde pekiştirilecektir.
Dilimizde pygmalion etkisine atıfta bulunduğunu düşünebileceğimiz bazı örnek ifadeler;
“Sakınan göze çöp atar”
“Bir insana 40 gün deli dersen deli olur”
“Korktuğum başıma geldi”
“Ne ekersen onu biçersin”
“İyi düşünelim iyi olsun”
“İnanmak başarmanın yarısıdır”
*Karma felsefesi ve çekim yasası da benzer inanışları içermektedir.
BENZER ETKİLER (TEORİLER)
Plasebo Etkisi
Farmakolojik olarak etkisiz bir ilacın telkine dayalı bir etki ortaya çıkarma halidir. Latince kökenli bir kelime olup hoşnut etmek anlamına gelir. İlaç. vücuda ağız, burun veya enjeksiyon yolu ile verilebilir. Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücü tamamen hastanın verilen ilacın işe yarayacak olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo, tıbbın bilimsel olarak açıklayamadığı bir şekilde insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücüne yöneliktir.
Akıllı Hans Etkisi
Hans, aritmetik işlemler yapabildiği ve zekâ gerektiren başka problemleri çözebildiği iddia edilen bir at. Atın sahibi, Almanya’da bir lisede matematik öğretmeni olan Wilhelm von Osten, Hans’a toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı, bölmeyi, zamanı söylemeyi, okumayı yazmayı ve Almanca’yı öğrettiğini iddia ediyordu. Hans zamanla tüm dünyada ün kazandı. Bunun üzerine biliminsanlarından oluşan bir Hans komisyonu kuruldu. Komisyon, 1904 yılında Hans’ın gösterilerinde hiçbir hile yapılmadığı sonucuna varıldı ve dosya, karşılaştırmalı biyolog ve psikolog Oskar Pfungst’a devredildi. Hayvan psikolojisi ve fenomenoloji üzerine çalışmalar yapan Alman felsefeci Carl Stumpf’un asistanı Oskar Pfungst, 1907 yılında Hans’ı inceledi. Atın gerçekte (zannedilen anlamda) zihinsel işlemler yapmadığını, fakat kendisini izleyen insanların tepkilerindeki küçük değişimler yoluyla beklentilerini algılayarak yanıt verdiğini gösterdi. Pfungst, atın bakıcısının vücut dilindeki istemsiz ipuçlarına tepki verdiğini gösterdi. Bakıcı, bu durumun farkında değildi. Pfungst, araştırmasında şu yöntemleri denedi;
- Hans’ı bakıcısından ve seyircilerden yalıtarak ipucu almasını önlemek.
- Soruları bakıcı dışındaki kişilerin sormasını sağlamak.
- Atın gözlerini bağlayarak soru soranı görmesini önlemek.
- Soru soranın cevabı bilip bilmemesi durumunu kontrollü olarak değiştirmek.

Pek çok deneme sonunda, Pfungst, Hans’ın bakıcı dışındaki kişilere de doğru cevap verebildiğini gösterdi. Bu, hile olasılığını ortadan kaldırıyordu. Ancak Hans, sadece soru soran kişi doğru cevabı biliyorsa cevap verebiliyor, ayrıca soru soranı görmesi gerekiyordu. Bakıcı doğru cevabı bildiğinde, Hans’ın cevapları %89 oranında doğru oluyordu. Ancak bilmediğinde, bu oran %6’ya düşüyordu. Pfungst, olayı dikkatle incelediğinde, atın toynağı yere doğru sayıda vurmaya yaklaşınca, soru soranın duruşunda ve yüz ifadesinde gerilim ifade eden küçük değişimler olduğunu fark etti. Tam doğru sayıda toynak vuruşundan sonra bu gergin ifade yerini rahatlamaya bırakıyordu.
Böylece Hans’a durması için gereki sinyal veriliyordu. Bu çalışmadan sonra bu olaya “Akıllı Hans Etkisi”adı verildi.Bu etki, izleyici beklentisinin olaylar üzerindeki etkileri ve hayvan bilişselliği konusundaki araştırmalarda önem taşımaktadır. Atların, insanların vücut dilindeki nüansları fark edebildiğini ortaya çıkaran Pfungst, deneylere kendisi üzerinde devam etti. Cevabını bilmediği soruları kendisine yönelten kişilere Hans gibi yere vurarak cevap veren Pfungst, vücut dilindeki ipuçlarına dikkat ederek soruların %90’ını bilebildiğini gördü. Wilhelm von Osten, Pfungst’un bulgularına asla inanmadı ve Hans ile birlikte Almanya’yı gezerek meraklı kalabalıklara gösteriler yapmaya devam etti.
Hawthorne Etkisi

Hawthorne etkisi, Elton Mayo, Fritz J. Roethlisberger ve William J. Dickinson adlı endüstri psikologları tarafından 1927 ile 1932 yılları arasında, ABD Illinois eyaletinde bulunan Western Electric – Hawthorne fabrikasında yapılan grup dinamiklerinde “gözlenmenin”, birey olarak algılanıp, sayılmanın” önemine dikkat çeken ünlü bir çalışma ile keşfedilen grup psikoloji kavramıdır. Çalışmanın planlanmasının nedeni Western Elektrik Şirketi’ndeki aydınlanma düzeyi ile verimlilik ilişkisini araştırmaktı. Deneyler sırasında, önce, hem aydınlanmanın arttırıldığı alanda çalışan işçi grubunun, hem de aydınlanma düzeyinin sabit kaldığı alanda çalışan işçi grubunun verimliliğinin arttığı gözlemlenmiş, daha sonra aydınlanma düzeyinin azaltılmasına karşın hem aydınlanmanın azaltıldığı grupta hem de kontrol grubunda verimlilik gene artmıştır. Aydınlanma düzeyinin arttırılmasının ve azaltılmasının hem deney grubunda hem de kontrol grubunda verimliliği arttırmasının nedenini bulmak isteyen psikologlar, işçilerle görüşmüş ve işçilere durumun nedenini sormuşlar, işçiler de araştırmacılara, bilim insanlarının kendileriyle ilgilenmesinden memnuniyet duyduklarını anlatmışlardır. Araştırmacıların, görüşmeler sırasında keşfettikleri bu duruma, iş idaresi psikolojisinin önemli kavramlarından biri haline gelecek olan “Hawthorne Etkisi” adı verilmiştir.
Çalışmalar, yönetimde davranışsal yaklaşımların başlangıcını oluşturarak Örgütsel Davranış alanının temellerini oluşturmuştur. Çalışmalar neticesinde ek olarak, çalışanların belirli bir gruba ait olma isteği, iş arkadaşları tarafından sosyal kabul görme, etkisinde oldukları grubun dinamikleri, elde ettikleri sosyal ödüller, nezaret şekli gibi hususlar çalışanların tatmin, motivasyon ve iş verimliliklerinde esas önemli faktörler olarak ortaya çıkmıştır.
Hedef Belirleme Teorisi (Goal Setting Theory)
15 Mayıs 1938 doğumlu Amerikalı bir psikolog olan Edwin A. Locke hedef belirleme teorisinin öncüsüdür. Locke, kendi alanında en çok yayın yapan örgütsel psikologtur. İş motivasyonu ve iş tatmini anlayışına büyük katkılar yapmıştır. Locke, 1960’ların ortalarında hedef belirleme konusunda çalışmaya başlamış ve 30 yıl boyunca bu çalışmaları devam ettirmiştir. Kendisine daha zorlu hedefler koyan bireylerin, kolay hedefler koyan bireylere göre daha fazla performans gösterdiğini ortaya koymuştur. Locke, hedef belirleme teorisini 1960’larda geliştirdi ve rafine etti, konuyla ilgili ilk makalesini 1968’de “Toward a theory of task motivation and incentives” yayınladı. Bu makale, açıkça belirlenmiş hedefler ile performans arasındaki pozitif ilişkiyi ortaya koymuştur. Locke bu teori ile seçim, çaba, kalıcılık ve biliş gibi kavramlardan bahsederek, hedef belirlemenin sonuçları nasıl etkileyebileceğini açıklamıştır. İnsanlar belirli hedeflere ulaşmaya kararlı olduklarında daha iyi performans gösterirler. Hedef belirlemenin bireysel performans üzerindeki etkisinin anlaşılmasıyla kuruluşlar, kurumsal performansa fayda sağlamak için hedef belirlemeyi kullanabilir. Ek olarak, hedef taahhüdü ile giden bir başka husus da hedef kabulüdür. Bu, bireylerin kendi özel hedeflerine ulaşma istekliliğidir. Locke ve Latham (2002), hedef belirleme başarısını gösteren üç moderatör belirtmişlerdir;
- Hedefe ulaşmanın beklenen sonuçlarının önemi,
- Öz yeterlik: kişinin hedeflere ulaşabileceğine olan inancı,
- Başkalarına bağlılık: Başkalarına verilen sözler veya taahhütler, bağlılığı güçlü bir şekilde artırabilir.
Sosyal Kimlik Teorisi
Sosyal kimlik kuramı, grup olgusunun analizinde iç grup dinamikleri, gruplar arası ilişkiler ve kolektif benliğe yönelik açıklamalar getiren bir sosyal psikoloji kuramıdır. Sosyal psikologlar Henri Tajfel ve John Turner tarafından geliştirilmiştir. Kişisel bilişsel süreçleri, kişiler arası etkileşimleri ve sosyolojik süreçleri bir arada ele alarak sosyal kimlik kavramının farklı analiz düzeylerinden incelenmesini mümkün kılmaktadır. II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan olaylar sosyal psikologların gruplar arası süreçlerde ortaya çıkan önyargı ve ayrımcılık davranışlarının anlaşılmasına yönelik çalışmalarının artmasına neden olmuştur. 1970’li yıllara kadar yapılan çalışmalarda bu olguları içsel süreçler (kişilik özellikleri gibi) veya kişiler arası ilişki süreçleri (aile ilişkileri gibi) ile açıklama eğilimi görülmektedir. Ancak Tajfel ve Turner, kolektif olguların açıklanmasında bireysel süreçler ve kişiler arası etkileşimlerin yanı sıra sosyal etkileşimlerin ve sosyolojik süreçlerin de dikkate alınması gerektiği görüşündedir. Gruplar arası ayrımcılığı anlayabilmek üzere yaptıkları minimal grup paradigmasını kullanarak yaptıkları deneylerinden elde ettikleri bulgulardan hareketle, sosyal kimlik kuramını geliştirdiler. Kurama göre toplumdaki grupların farklı statü ve güç dereceleri vardır. Sosyal gruplar heterojen olarak yapılandırılmış toplumda yaşayan bireylerin dünyaya yönelik algı ve deneyimlerini anlamlandırmalarına yardımcı olmaktadır. Teor gruplar arası ilişkileri etkileyen bilişsel, motivasyonel ve makro sosyal süreçleri ve bu süreçler arasında etkileşimleri açıklamaktadır.
Sosyal Öğrenme Kuramı

Sosyal Öğrenme Kuramı’nın temel ilkesi: ‘İnsanların başkalarının davranışlarını gözleyerek ve bunlardan bir sonuç çıkararak öğrenebilecekleri’dir. Daha sonra öğrenmede gözlemin yanında bilişssel bazı bileşenlerin de olduğunu düşnerek kuramının kapsamını genişletmiştir ve ‘Sosyal Bilişsel Teori’ yi oluşturmuştur. İnsanların karşılıklı etkileşim sonucu birbirlerinden bir şeyler öğrenmelerine, başkalarının davranışlarını gözlem yoluyla model almalarına ilişkin ilk açıklamalar Platon ve Aristo’ya kadar dayanmaktadır. Bu konuda ilk sistematik şekilde fikir belirten kişi ise John Dewey olmuştur. Sonrasında Rus psikolog Lev Vygotsky de sosyal ortamda öğrenme ile ilgili çalışmıştır. Başkalarıyla etkileşime girerek öğrenme ile ilgili ilk fikir beyan eden bu kuramcılardan sonra sosyal öğrenme kuramının temelleri 1950’li yıllarda Rotter tarafından atılmıştır ve ‘Sosyal öğrenme kavramı’nı ilk defa 1947 yılında Julian Rotter kullanmıştır. Günümüzde ise Sosyal Öğrenme Kuramı denildiğinde akla gelen ilk isim Albert Bandura’dır. Araştırmacı aynı zamanda ailenin, sosyal çevrenin ve önceki kuşakların sosyal davranışlar üzerindeki etkisini irdelemiştir. Öğrencisi Richard Walters ile sosyal öğrenme ve saldırganlık üzerine birlikte araştırma yapmışlardır. Bandura’ya göre insanın şiddete eğilimi salt onun doğasında olan bir durumdan değil; gözlem, taklit ve benzer çevresel etmenlerden de kaynaklanmaktaydı. Örneğin anne’nin sürekli baba tarafından dövüldüğü bir ailede büyüyen bir çocuk, gelecekte şiddet uygulamaya meyilli bir eş oluyordu.
Tüm bu teorilerin bireyin düşünce ve davranışlarıyla beraber toplumun davranışlarını özetleyen birbiriyle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Tarih kendini gerçekleştiren kehanetlerle doludur. Düşünceler gerçeğe dönüşür. Hayatın sırrı ve cevheri de düşüncelerin davranışlara, davranışların da eylemlerle birlikte çıktılara dönüşmesidir. Bireyin hedefleri ve davranışları çevresindeki algıyı değiştirir, bu algıda bireyin davranışlarını aynı yönde etkilemeye devam eder. Bireyin bir konuda bariz yeteneğinin olması, çevresi tarafından da doğru yönlendirildiği taktirde somut çıktılara dönüşür. Siyaset ve Politika’da da pygmalion etkisini görebileceğimiz çok fazla olay mevcuttur.
Carl Sagan’ın da dediği gibi;
“Pozitif beklentiler kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşebilir.”
“Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız ve beyniniz bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.” Dr. David J. Schwartz
YAZAN: MERT MEHMET ŞENER
KAYNAKLAR
Pygmalion in the classroom (Rosenthal & Jacobson, 1968)
Çalışan motivasyonuna yeni bir bakış açısı: Pygmalion etkisi (Alkan, 2019)
Pygmalion etkisinde yeni temalar: KKTC Turizm sektöründe bir nitel içerik analizi (Orhan, Mendi, İldeniz, 2020)
Örgütsel Davranış, (Sığrı ve Gürbüz, 2013)
David Joseph Schwartz – The Magic of Thinking (1959)
https://en.wikipedia.org/wiki/Social_psychology
en.wikipedia.org/wiki/Pygmalion_effect
en.wikipedia.org/wiki/Goal_setting
https://www.britannica.com/topic/Clever-Hans
tr.wikipedia.org/wiki/Ovidius
https://tr.wikipedia.org/wiki/Afrodit
britannica.com/topic/Pygmalion
en.wikipedia.org/wiki/Hawthorne_effect
https://en.wikipedia.org/wiki/Social_identity_theory


