1996 yılında, OECD (İktisadi Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) üyeleri endişeliydi. Bu ayrıcalıklı kulübün üyelerinin, kuruluştan bu yana belli bir siyasi görüşü vardı. Zengin ülkelerin yerini başka ülkelere kaptırması riski ortaya çıkmaya başlamıştı. Ne var ki 1990’ların ortalarına gelindiğinde, özgüvenleri zayıflamaya başladı. Avrupa ve Kuzey Amerika’da fabrikalar kapanıyor, Asya’da açılıyordu. “Gelişmiş” ülkeler, “gelişmekte olan” ülkelerin kendilerine yetişip onları geride bıraktıklarından endişe ediyorlardı. Artık sanayi ülkeleri olmadıkları netleşmişti. Peki o zaman neydiler? Bunun yanıtı bilgi ekonomisi fikrinde bulundu: Fabrikaların yerini bilişim teknolojisi şirketleri almalıydı. İşsiz kalan üretim işçileri bilgisayar programcısı, danışman ya da kişisel spor koçu olabilirdi. OECD, bilgi ekonomisine geçebilmek için bir ülkenin iyi bir eğitim sistemi, yüksek düzeyde inovasyon ve çok sayıda bilişim ve iletişim teknolojisine ihtiyacı olduğunu ileri sürdü. Bunların hepsi insana mantıklı geliypr, ta ki üstünde biraz düşününceye kadar.

Bilgi-yoğun bir ülkenin bir özelliği, iyi bir “insan sermayesi” stoğu olmasıdır. Eğitimli bir nüfusa sahip olmak tabii ki övgüye değer bir hedeftir ama sadece insanların sınıflarda ve konferans salonlarında geçirdikleri zamanı artırmaya ya da akademik dereceleri yükseltmeye odaklanmak da ileriyi görmemektir.

Çoğu ülke bilgi ekonomisi peşinde. Dünyadaki birçok ulus, vatandaşlarından topladıkları ciddi miktarda vergiyi “bilgi yoğunluğunu” artırmaya harcıyor. Yüksek eğitime katılımı artırarak, yapılan bilimsel araştırma sayısında patlama yaratarak ve bilişim ve iletişim teknolojisine erişimi yaygınlaştırarak inovasyona büyük yatırımlar yapıyorlar. Bunların hepsi kesinlikle değerli faaliyetler ama bazı durumlarda bu yatırımlar geri tepmektedir:

  • Üniversiteye giden insan sayısı arttı ama görünüşe göre insanlar daha az öğreniyorlar.
  • Araştırma makalesi sayısı arttı ama daha az temel buluş yapıldı.
  • Bilişim ve iletişim teknolojisinin yaygınlaşması genellikle kedi resimleri ve ünlülerle ilgili dedikodulara erişim için kullanılıyor.

Bilgi-yoğun olmak, bir şirketin dış imajını yükseltebilir. Bilgi kelimesi genellikle güven oyunun bir parçasıdır. Çok prestijli bir yönetim danışmanlığı şirketinin raporu, genellikle kapaktaki logo nedeniyle saygı görür.

  • Karar vericiler ve hatta halkın büyük çoğunluğu da bu sonucu kabullenir, çünkü raporu üreten prestijli firmanın en iyi ve en parlak insanları bünyesine aldığı düşünülür.

Bilgi-yoğun olmak, bilgi işinin özünde yer alan birçok belirsizliği saklamaya yardımcı olabilir. Bilgi-yoğun şirketlerin ürettiği tavsiyeler genellikle otoriter bir nihai yanıt olarak sunulur ama perdenin arkasına baktığınızda, bilgi çalışanlarının genellikle kendilerinden hiç emin olmadıklarının görürsünüz (Mats Alvesson – Aptallık Paradoksu – Bilgi efsanesi bölümü)

Sınırlı Akılcılık (Sınırlı Rasyonalite)

Herbert Simon, Chicago Üniversitesi’nde ekonomi okumuştur. İnsanoğlunun akılcı faydayı maksimize eden bir varlık olduğu fikri üzerine hayli düşünmüştür. Mezun olabilmek için yaptığı bir çalışmada, memleketi Milwaukee’ye dönüp bir belediyenin bütçe bölümünde karar verme sürecini incelemiştir. Bu deneyimi onun aklını karıştırmıştır.

Aldığım ekonomi eğitimi, bütçenin akılcı bir şekilde nasıl yapılacağını bana göstermişti. Önerilen harcamanın marjinal faydasını marjinal bedeli ile basitçe karşılaştırırsın ve sadece faydası bedelinden çoksa harcamayı onaylarsın.” diye yazdı. Ancak Milwaukee’de çalıştığı bütçe bölümünde karşılaştıkları durum, Chicago’da öğretilen modellere uymuyordu

Milwaukee’de gördüklerim bu kuralın uygulanması ile uyumsuzdu. Çok fazla pazarlık, geçmiş senin bütçesine atıf ve bütçede kademeli artışlar gördüm. “Marjinal” kelimesi kullanıldıysa da ben duymadım. Dahası, hangi katılımcının hangi maddeyi onaylayacağı da tahmin edilebiliyordu… İnsanların bütçe konusundaki pozisyonları ile kendi alt gruplarındaki hakim değer ve inançlar arasında net bir bağlantı vardı.

Simon, organizasyonlardaki karar verme sürecinin çok da mükemmel olmadığını, yeterince akılcı olmadığını idrak etti. Tam olarak irrasyonel de değildi o yüzden buna “sınırlı akılcı” dedi.

Simon, “sınırlı akılcılık” kavramını, organizasyonlardaki kişilerin akılcı davranmak adına ellerinden geldiğini yaptıklarını ama her zaman engel ve kısıtlarla karşılaştığını vurgulayarak tarif etmiştir. İnsanların gereken bilgiye sınırlı erişimleri, bu bilgiyi özümsemek için sınırlı kapasiteleri ve karar vermek için de sınırlı zamanları vardır. Buna istinaden karar vericiler genellikle, kusursuz ölçüde akılcı çözümler bulmak yerine ellerinden gelenin en iyisini yaparlar. Simon bu duruma “tatmin edicilik” (satisficing) dedi ve bu fikriyle de ekonomide Nobel Ödülü’nü aldı.

Uzmanlık Yanılgısı

2006 yılında yapılan bir araştırma, alanında uzman olan kişilerin tahminlerindeki başarı oranını incelemiştir. İncelenen alanlar; kamu, siyaset bilimi, ulusal güvenlik ve ekonomi alanlarıdır. Yüzde 96’sı doktora dereceli 300 uzmanın son 20 yılda yaptıkları binlerce tahminin değerlendirilmesi sonucu ilginç sonuçlar elde edildi. Araştırma yürütücüsü Philip E. Tetlock’a göre uzmanların en önemli ortak özelliği “bildiklerinden daha fazlasını bildiklerine inanmaları”ydı.

Steve Hanke der ki; “Gazetelerde okuduğunuz veya görsel ve işitsel medyada izlediğiniz ve dinlediğiniz ekonomiyle ilgili yazıların veya yorumların Yüzde 90’ı ya yanlıştır, ya da tartışılan konuyla ilgisizdir”.

CXO Advisory Group tarafından yapılan bir araştırmada ise borsa uzmanları tarafından yapılan 6000’den fazla tahminin başarı oranı %47,4’te kalmıştır.

Paul Krugman 1998 yılında yayınladığı “Neden Çoğu Ekonomistin Öngörüsü Yanlıştır?” isimli makalesinde internetin ekonomi üzerindeki olası etkilerini değerlendirmiştir. Krugman, 2005 yılına geldiğimizde yani makaleden 7 yıl sonra, internetin ekonomi üzerindeki etkisinin bir faks makinesininkine eşit olacağını öngörmüştür. Bugün sadece Google, Amazon, Facebook ve Apple’ın değeri 2024 itibariyle 10 trilyon dolara yaklaşmıştır.

Yine Dünyanın en zor liglerinden biri olan İngiltere liginde Leicester City’nin şampiyon olma olasılığı 1/5000 olarak görünüyordu ancak bu olasılık gerçekleşti. (Acar Baltaş, Uzman Görüşlerinde İsabet Payı 08.06.2016)

Sahte Otorite Yanılgısı

Sahte otorite yanılgısı, insanların bir kişinin veya bir kaynağın otorite figürü gibi davranmasına veya onun söylediklerine körü körüne inanmasına neden olan bir bilişsel önyargıdır. Bu yanılgı, otorite figürlerinin veya kaynakların gerçekten bilgili veya yetkili olup olmadığını sorgulamadan, onların ifadelerine güvenmekten kaynaklanır.

Sahte otorite yanılgısı, genellikle aşağıdaki senaryolarda ortaya çıkar:

Ünlülerin ve Tanınmış Kişilerin Görüşleri: Bir ünlü veya tanınmış bir kişi, belirli bir konuda bir açıklama yaparsa, insanlar o kişinin söylediklerine daha fazla değer verebilirler, ancak bu kişinin o konuda gerçekten uzman olup olmadığına bakılmaz.

Medyada ve Sosyal Medyada Görülenler: Medyada veya sosyal medyada yer alan bir bilginin doğruluğunu sorgulamadan, o bilgiyi paylaşan kişi veya kaynağın otoritesine dayanarak kabul edilmesi.

Hiyerarşik Pozisyonlar: Bir kişi, yönetici, profesör veya uzman gibi bir otorite pozisyonunda olduğunda, insanlar bu kişinin söylediklerine daha fazla değer verebilirler, ancak bu kişinin konuyla ilgili gerçekten bilgili olup olmadığına bakılmaz.

Sahte otorite yanılgısı, bilgiye erişimimizin arttığı çağımızda özellikle önemli bir konudur. İnternet ve sosyal medya gibi platformlarda, gerçek dışı veya yanıltıcı bilgiler, sahte otoritelerin etkisi altında kalan insanlar arasında hızla yayılabilir. Bu nedenle, bilgiyi değerlendirirken kaynağın gerçekten güvenilir ve yetkin olup olmadığını dikkate almak önemlidir.

Yanlış / Hatalı / Başarısız Tahmin Örnekleri

Siyaset:

1948 ABD başkanlık seçimlerinde Harry S. Truman’ın zaferi, tüm anketlerin aksine bir sürpriz olarak geldi. Çoğu anket, rakibi Thomas E. Dewey’in kazanacağını öngörmüştü.

2016 ABD başkanlık seçimleri: Birçok anket ve uzman, Hillary Clinton’ın kazanacağını öngörmüştü ancak Donald Trump seçimi kazandı.

İngiltere’nin AB’den ayrılma referandumu (Brexit): Birçok uzman, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararının geçmeyeceğini tahmin etti ancak referandum sonucu İngiltere’nin ayrılma yönünde oldu.

Savaşlar:

Vietnam Savaşı: Birçok uzman, ABD’nin Vietnam Savaşı’nda kesin bir zafer kazanacağını tahmin etmişti, ancak gerilla taktiklerinin ve halk desteğinin önemi göz ardı edildi.Irak Savaşı: 2003 yılında Irak’a yapılan ABD müdahalesi öncesinde, birçok analist ve uzman, Saddam Hüseyin’in var olduğu iddia edilen kitle imha silahlarının kesin bir şekilde var olduğunu iddia etti. Ancak bu silahlar bulunamadı ve savaşın gerekçesi sorgulandı.

Afganistan Savaşı: Birçok uzman, ABD’nin Afganistan’a müdahalesinin kısa sürecek ve başarılı olacağını tahmin etti ancak savaş uzun sürdü ve istenilen sonuçlar alınamadı.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan işgali: 1979’da Sovyetler Birliği, Afganistan’a müdahale ederek işgal etti. Birçok uzman, Sovyetler Birliği’nin bu işgalin uzun ve pahalı olacağını ve başarısızlıkla sonuçlanacağını tahmin etti. Ancak, Sovyetler Birliği 10 yıl boyunca Afganistan’da kaldı ve sonunda geri çekildi.

Teknoloji:

1876’da, Western Union şirketinin başkanı, telefonun “hiçbir ticari değeri” olmadığını belirtti. Ancak telefonun icat edilmesinden sonra bu öngörü tamamen yanlış olduğu kanıtlandı.1977’de, bir IBM mühendisi kişisel bilgisayarların “dünya çapında talep görmeyeceğini” iddia etti. Ancak kişisel bilgisayarlar sonunda yaygın olarak kabul gördü ve büyük bir endüstri haline geldi.

2010’larda 3D televizyonların popüler olacağını tahmin eden birçok şirket ve analist vardı ancak bu teknoloji geniş çapta kabul görmedi ve başarısız oldu.

2017’de, birçok tahminci, Bitcoin’in değerinin artmaya devam edeceğini ve sürekli olarak yükseleceğini tahmin etti ancak Bitcoin’in değeri 2018’de büyük ölçüde düştü.

Ekonomi:

2008 Küresel Mali Krizi: Birçok ekonomist, mülk piyasasında yaşanan balonun patlamayacağını veya finansal sistemi etkilemeyeceğini tahmin etti. Ancak, 2008’de küresel mali kriz patlak verdi ve dünya çapında ekonomik durgunluğa yol açtı.Dotcom Balonu: 1990’ların sonunda, birçok analist ve yatırımcı internet şirketlerinin değerlerinin sürekli artacağını tahmin etti. Ancak, dotcom balonu olarak bilinen bu dönemde birçok internet şirketi iflas etti ve yatırımcılar büyük kayıplar yaşadı.

Japonya’nın 1980’lerdeki ekonomik patlaması: Birçok uzman, Japonya’nın ekonomik büyümesinin devam edeceğini ve dünya lideri olacağını tahmin etti ancak 1990’ların başında Japonya, uzun bir durgunluk dönemine girdi (ekonomik balon patladı).

2011’de, birçok analist ve ekonomist, Yunanistan’ın Avrupa’daki mali krizin ilk kurbanı olacağını ve Euro bölgesinden ayrılacağını tahmin etti. Ancak Yunanistan, Avrupa Birliği’nde kaldı ve mali yardım aldı.

Genellemeler Neden Tehlikelidir? Neden Bizi Yanıltır?

Genelleme yapmak, herhangi bir durumu veya olayı, genel olarak tüm benzer durumlar veya olaylar için geçerli olduğu şeklinde yargılamaktır. Bu, bazen gerçeklerin yanlış şekilde yorumlanmasına ve yanıltıcı sonuçlara yol açabilir çünkü her durum kendine özgü nedenlere ve bağlamlara sahiptir. Genelleme yapmak, bireysel farklılıkları, çeşitliliği ve karmaşıklığı göz ardı eder ve bu da haksızlıklara ve yanlış anlamalara neden olabilir.

Genelleme Nedir?: Genelleme, bireysel örnekler veya durumlar üzerinden ortak özellikleri tanımlamak veya bir kural çıkarmak anlamına gelir. Bu, bir grup insan, bir olay veya bir durum hakkında yapılan geniş kapsamlı bir yargıdır.

Yanlış Genelleme Türleri: Yanlış genelleme, bazı örneklerden veya durumlardan yola çıkarak tüm durumların veya örneklerin aynı olduğu sonucuna varılmasıdır. Örneğin, “Tüm politikacılar yalancıdır” gibi bir genelleme, tüm politikacıların karakterini doğru bir şekilde temsil etmeyebilir.

Stereotipler ve Önyargılar: Stereotipler ve önyargılar, bir grup insan hakkında genelleme yapmanın zararlı bir şeklidir. Bu, belirli bir grup hakkında olumsuz veya yanlış varsayımlarda bulunarak onları tek bir kategoriye yerleştirmektir.

Genelleme ve Mantık Hataları: Genelleme, bazı mantık hatalarına yol açabilir. Örneğin, tüm örneklerin gözlemlenmesi yerine sadece birkaç örnekten yola çıkarak genel bir kural çıkarılması, genelleme yaparken sık yapılan bir hata olabilir.

Bireysel Farklılıkları Anlama: Genelleme yaparken, her durumun veya örneğin benzersiz olduğunu ve bireysel farklılıkları anlamanın önemli olduğunu unutmamak önemlidir. Herkesin farklı arka planları, deneyimleri ve özellikleri vardır.

Genellemelerin Sınırlarını Anlama: Genelleme yaparken, genelleme yapmanın sınırlarını ve istisnai durumları kabul etmek önemlidir. Her kuralın istisnaları vardır ve bu istisnalar genellikle önemlidir.

Veri ve Kanıtlara Dayanma: Genelleme yaparken, geçerli ve güvenilir verilere dayanmak önemlidir. İyi araştırılmış ve geniş kapsamlı veriler, genelleme yapmanın daha doğru ve güvenilir olmasını sağlar.

Esneklik ve Değişime Açıklık: Genelleme, değişen koşullar altında geçerliliğini kaybedebilir. Bu nedenle, yeni bilgiler veya değişen koşullarla birlikte genelleme yapmanın esnek olması ve değişime açık olması önemlidir.

Bireysel Deneyimleri ve Hikayeleri Değerlendirme: Genelleme yaparken, bireysel deneyimleri ve hikayeleri dikkate almak önemlidir. Bireylerin kişisel deneyimleri, genelleme yapma sürecinde önemli bir rol oynayabilir.

Son Olarak Konuya Dair En Önemli Sözler

  1. “Gelecek tahmin etmek zor olabilir, özellikle gelecek hakkında konuşanlar gerçekten kötü tahminlerde bulunmaya meyilli olduklarında.” – Yogi Berra
  2. “Geleceğinizi tahmin edebilen biri, ya yalancıdır ya da sihirbaz.” – Ralph Waldo Emerson
  3. “Geleceği tahmin etmek için bir uzmana ihtiyacınız varsa, o uzmanın doğru olma olasılığı, rastgele tahmin yapan bir kişinin tahmin etme olasılığından daha düşüktür.” – Philip E. Tetlock
  4. “Bir tahmin yapmanın en iyi yolu, ne zaman yanılacağınızı bilmektir.” – Byron Wien
  5. “Gelecekten emin olduğumuz zaman, aslında hata yaptığımızdan emin olabiliriz.” – Paul Sloane
  6. “Daha iyi bir tahmin yapmak için, tahminlerinizin hatalarını anlamalısınız.” – Nassim Nicholas Taleb
  7. “Tahminlerimizin çoğu, tahmin yapma kabiliyetimizi sınırlayan kendi önyargılarımızdan kaynaklanır.” – Nate Silver
  8. “En kötü tahminciler, hatalarını kabul etmeyenlerdir.” – Benjamin Disraeli

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir